HAKKIMDA

Dr. Muhammet Öztabak, İstanbul'da doğdu. Saint-Michel Fransız Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünden 1998 yılında mezun oldu. Aynı bölümde yüksek lisans ve doktorasını tamamladı.


Özel ve devlet okullarında psikolojik danışman olarak görev yaptı. Farklı eğitim konularında okullarda, Sivil Toplum Kuruluşlarında öğrenci, öğretmen, veli ve yöneticilere yönelik eğitimler vermeye devam etmektedir. Çeşitli eğitim projelerinde yürütücülük ve danışmanlık yapmıştır. 2017 yılında yayın hayatına başlayan, okul psikolojik danışmanlarına yönelik çıkartılan PDR 3.0 dergisinin akademik yayın danışmanlığını sürdürmektedir. BaşarıYorum adlı bir kitabı bulunmaktadır.


Psikoterapist olarak çalışmaya devam etmekte ve halen Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı olarak görevini sürdürmektedir.

HİZMETLER

Bireysel Danışmanlık
Kurumsal Danışmanlık
Proje Danışmanlığı

İletişim: muhammetoztabak-at-gmail.com

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua.

EĞİTİMLER


Öğrencilere Yönelik Eğitimler

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Öğretmene/Yöneticiye Yönelik Eğitimler

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Velilere Yönelik Eğitimler

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Tenetur, architecto, explicabo perferendis nostrum, maxime impedit atque odit sunt pariatur illo obcaecati soluta molestias iure facere dolorum adipisci eum? Saepe, itaque.

GALERİ

REFERANSLAR

DUYURULAR

13 Kasım 2017

Şehir ve Mülteci Paneli - Gaziantep

31 Ekim-01 Kasım 2017

Çözüm Odaklı Kısa Süreli Psikolojik Danışmanlık Zeytinburnu İlçe MEM

28 Ekim 2017

Okullarda Etkinlik Yönetimi ve Organizasyonu YEKDER

BLOG

08.06.2014

Yazın habercisidir bahar. Havalar ısınıp, güneşi kendini hissettirmeye başlayınca öğrencilere bir rehavet, bir miskinlik çöküverir. Bir an önce okul bitse de, tatile girsek düşüncesine girilir. Öğrenciler, okulu bir esaret, tatili ise özgürlük olarak kabul ederler. Resmi tatiller, kar tatilleri, sömestre tatili ve en uzunu olan yaz tatili öğrencinin adeta bayramlarıdır. Karnelerle birlikte okula bir nokta konur ve ver elini tatil ve özgürlük. Hoş geldin sınavsız, kaygısız, notsuz, öğretmensiz, kitapsız, ödevsiz, dertsiz, tasasız, sorumsuz günler.


Yaz tatili gelince bütün kuralların, sınırların kalkması, bir başıboşluk akla gelmekte, üç ay gibi uzun bir yaz tatili, dokuz ay çalışan bir öğrencinin boşluğa düşmesine sebep olmaktadır. Öğrenciler, neredeyse öğrendiklerini sıfırlayıp, yeni eğitim-öğretim yılında üstüne koymaları gerekirken sil baştan yeniden öğrenmek zorunda kalmakta ve bu sebeple adaptasyon sorunları yaşamaktadırlar. Özellikle yabancı diller ve kıl payı geçilen dersler tekrarlanmazsa ve canlı tutulmazsa sonradan baş ağrıtmaktadırlar.


Âtıl, atâlet kelimeleriyle aynı kökten gelen tatil kelimesi işe yaramamak, boş, faaliyet dışı kalmak, işlevsiz hale getirmek anlamlarına gelmektedir. Öğrencilerin zihinsel kodlarında da, hiçbir şey yapmama olarak karşılığını bulmaktadır. Hâlbuki öğrenme faaliyeti hayat boyu ve sürekli devam eder ve insanın gelişimi beşikten mezara kadardır. Öğrenciler, öğrenmeyi formal bir kurum olan okulla sınırlandırdıkları için tatili farklı bir öğrenme fırsatı olarak görememektedirler. Belki de biz büyüklerin yapması gereken en önemli görev, çocukların tatile bakış açılarını değiştirmesine yardımcı olmaktır.


Çocuğu karnesiyle cezalandırıp, tatilini görmezden gelmek son derece yanlış bir tutumdur. Karneyi bahane edip, başkalarıyla kıyaslayarak çocuğu cezalandırmak, yaz dönemini zehir etmek yerine, ders ve tatil dengesini kurup çocuğa buna göre davranmak, özgüvenini kaybettirmeden çocuğu takviye etmek gerekir. Bunun için ders çalışmaya da belli saatler ayrılmalı, eksik konuları tamamlamak için program yapılmalıdır.


Ebeveyn olarak çevresel olanakları en iyi şekilde değerlendirerek, tatili öncesinde doğru programlamak, özellikle çalışan anne-babaların çocuklarını kendi hallerine bırakmamaları gerekmektedir. “Saldım çayıra Mevlam kayıra” anlayışı çocuklara çok zarar vermektedir. Yalnız kalan çocuk, zamanının büyük bir kısmını bilgisayar, internet, televizyon, cep telefonu gibi sanal ortamlarda geçirmekte ve sanal bağımlılıkların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Çocuğunuz sizinle olsa dahi bu etkinlikleri mutlaka denetlemenizi ve gerekli sınırlamaları getirmenizi öneririz. Yasaklama ise çözüm değil, çözümsüzlüğü artırmaktadır.


Bir tatil programı ve tatil hedefi olmayan çocukların sürekli sıkıldıklarına şahit olursunuz. Sıkılmanın başlıca sebeplerinden birisi de boş durmaktır. Boş vakitlerini (!) neyle dolduracaklarını bilmeyen çocuklar bir boşluk içine düşerler. Gerçi vaktin dolusu, boşu olmaz, vakit vakittir. Önemli olan vakti neyle geçirdiğindir. Boş duranın ayağına şeytan takılır derler. Çocuğumuzu ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarına uygun bir şekilde somut hedefler koyup motive etmemiz ve yönlendirmemiz gerekmektedir.


Tatil dönemleri aynı zamanda, ailenin bütün fertlerinin toplandığı, kesintisiz ve kaliteli bir iletişim fırsatının yakalandığı, günlük hayatın koşuşturmasından uzakta, bireylerin birbirleri için vakit ayırabildiği, geçirilebilecek güzel günler demektir. Özellikle yoğun iş temposu sebebiyle çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenemeyen babalar için ekstra fırsatlardır. Yapılan ortak etkinlikler, birlikte oynanan ev oyunları sevgiyi, muhabbeti, kaynaşmayı artırır.


Çocuğunuzu ilgi ve yeteneklerine göre sportif ve sanatsal faaliyetlere yönlendirebilirsiniz. Yüzme, basketbol, futbol, tenis gibi spor okulları hem çocuğunuzun doğru bir şekilde enerjisini harcamasını, koç veya antrenörün otoritesi altında disipline olmasını, hem de diğer çocuklarla birlikte iletişime girip sosyalleşmesini ve takım ruhunu hissetmesini sağlar. Müzik, karikatür, resim, drama gibi sanatsal faaliyetler ise çocuğunuzun kendini keşfetmesine olanak tanıyacaktır.


Tatil, çocuğumuzun okul zamanlarında yeterince ilgilenemediği, yoğunlaşamadığı hobilere zaman ayırma fırsatıdır. Maket yapımı, fotoğraf, model uçak, robot, origami, el işleri, puzzle, dalgıçlık vb. faaliyetler hem çocuğunuzun sevdiği işlerle vakit geçirmesini sağlayacak, hem de bir işi yapabildiğini görerek, üreterek kendisine olan güveni artacaktır.


Kitap okumak, bir boş zaman etkinliği değil, çocuğun bütün hayatında olması gereken bir alışkanlıktır. Düzenli okuma alışkanlığı çocuğun hayal dünyasını, bilgi ve kelime dağarcığını, anlama ve algılama yeteneğini geliştirecektir. Okumak kadar yazmak da çocuğunuzu geliştirecektir. Günlük tutmak, denemeler, şiirler, hikâyeler, aklınıza ne geliyorsa kâğıda dökmek, bilişim teknolojileriyle unutmaya başladığımız yazma alışkanlıklarımızın yeniden canlanmasını sağlayacaktır.


Müze, sergi, kütüphane, tiyatro, konser, sinema vb. kültürel faaliyetlerden mümkün olduğunca yararlanılmalıdır. Çocukların genel kültürleri artacağı gibi, sosyal yönleri de gelişecektir.


Yaz tatilinde çocuğun rutinini kırmak; izcilik veya yaz kampına katılarak çadırda kalması, doğayla baş başa olması, balığa çıkması, ormanda doğa yürüyüşüne katılması, yardım kuruluşlarında gönüllü olarak çalışması vb. yeni tecrübeleri deneyimlemesini sağlamak onun adına çok heyecan verici ve akılda kalıcı olacaktır.


Okul dönemi için enerji ve moral-motivasyon depolamaları adına, çocukların yaz döneminde ağırlıklı zamanlarını dinlenme, eğlenme, gezme, sosyal, sportif ve kültürel faaliyetlere ayırmaları normaldir. Bireysel ve ailevi farklılıklardan ötürü en verimli tatilin şu şekilde olur gibi bir reçete yazılması doğru olmaz. Bu noktada ebeveynler dengeyi çok iyi kurmalı, bütün ipleri çocuğun eline vermemeli fakat çocukların tatilde olduklarını unutmadan isteklerini de göz ardı etmemelidirler.


Zaman, insanların geri döndürülemeyen sermayesidir. Çocuklarımıza yapılacak her yatırım ileride onların hanesine artı olarak işlenecektir. Kolay olan zamanı öldürmektir, zamanı yaşatmak ise emek ister. Unutmayalım ki, her ikisi de bizim elimizdedir.


Herkese şimdiden keyifli tatiller dilerim.


Dr. Muhammet ÖZTABAK

21.11.2013

Meraklı, güvenilir, inatçı, ağırbaşlı, kararlı, hareketli, mert, fedakâr, komik, iyimser…. Çevremizdeki insanları farklı kişilik özelliklerine göre tanımlandırırız. "Çalışkan öğrenci, gözüpek adam, vurdumduymaz insan" dediğimizde bu özelliklerin bireylerin bir defa değil sürekli gözlemlenen ve tekrarlanan özelikleri olduğunu belirtmiş oluruz. Dolayısıyla kişiliği; bireyin iç ve dış çevresiyle kurduğu, diğer bireylerden ayırt edici, tutarlı ve yapılaşmış ilişki biçimi olarak tanımlayabiliriz.

Kişilik, bireye özeldir çünkü bireyin sıklıkla yaptığı ya da tipik davranışlarını temsil eder. Ayırt edicidir çünkü bireyi diğerlerinden davranışları bakımından ayırt eder. Ayrıca, bireyin gelecekteki davranışlarını ilgilendiren tahminlerimizin dayanağını oluşturur, göreceli olarak değişmez özelliklerini belirtir.

Kısaca kişilik;

Ø Sosyal becerilerin toplamıdır. Bir insanın kişiliği, onun diğer insanlarla olan, çeşitli koşullarda çeşitli biçimler alan ilişkileri ve davranışlarının toplamıdır.

Ø Bir insanın diğer insanlarda oluşturduğu imajdır, başkaları üzerinde oluşturduğu etkidir.

Ø Bir insanın kendinde olan özellikleri ile çevresi arasında geliştirdiği ilişkilerin oluşturduğu davranış eğilimlerinin toplamıdır.

Kişilik özelliklerinden birisi olan Denetim Odağı kavramı, bireyin, davranışının sonucunda ne olacağına ilişkin olarak geliştirdiği beklentiler ile ilgilidir.

Denetim odağı kavramına göre, insanlar kendi başlarına gelen olayların denetiminin ya kendi başlarına gelen olayların denetimine ya kendi içlerinde ya da etkili bir dış gücün (şans, talih, kısmet, güçlü başkaları) buyruğunda olduğuna inanmak eğilimindedirler.

Kişinin yaşadığı ya da yaşayabileceği olumlu olayları ödüller, olumsuzluları da cezalar olarak nitelendirirsek iki eğilim görülecektir. Bu eğilimlerden biri, ödül ve cezaların kişinin dışındaki başka güçlerce yönetildiği, denetlendiği, ödüllere ulaşma cezalardan kaçınma konusunda kişisel çabaların etkili olmadığı doğrultusunda genel bir beklentidir. Diğer bir beklenti ise; ödül ve cezaların büyük ölçüde bireyin kendi eseri olduğu, bunların ortaya çıkışında daha çok kendi davranışlarının etken olacağı doğrultusundaki beklentidir. Yani birey ödül ve cezaları denetleyen güçleri kendi içinde ya da dışında algılayabilir. Bu güçlerin içte ve dışta yoğunlaştığı noktaya "Denetim Odağı" adı verilmektedir. Denetim odağını kendi içlerinde algılayan bireylere içten denetimli, dışta algılayanlara de dıştan denetimli denmektedir.

Genel olarak içten denetimliliğe diğer bir deyişle kişinin kontrolünü kendi elinde olduğuna inanması eğilimine, olumlu bir kişilik özelliği olarak bakılırken, dıştan denetimliliğe yani kontrolün başka güçlerin elinde olduğuna inanma eğilimine olumsuz bir kişilik özelliği olarak bakılmaktadır.

İçten denetimlilik ucuna yakın olan kişi, çevresinin kendi denetimi altında olduğuna ve isterse yaşamını istediği yöne çevirebileceğine inanırken, dıştan denetimlilik ucuna yakın olan kişi ise çevresinde olup bitenleri etkilemekten kendisinin aciz olduğuna ve yaşamını kaderin belirlediğine, bu konuda kendisinin elinden gelen bir şey olmadığına inanmaktadır.

Bireyler tamamen içten veya dıştan denetimli olarak nitelendirilemez. Yaşamının bir bölümünde içten denetimli olan birey, diğer bir bölümünde ise dıştan denetimli özellikler gösterebilir. Örneğin; çok çalışkan ve içedönük olan bir birey, akademik konularda yüksek derecede içten denetimliyken, sosyal bir çevre içinde aynı derecede dıştan denetimli olabilir. Bu durum, kişinin akademik konularda kendinden emin ve rahat olduğunun, sosyal durumları ise çok zor bulduğunun bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

İçten denetimli bireylerin dıştan denetimli bireylere göre;

1- Başkalarından gelen baskılara boyun eğmeye daha az eğilimli oldukları ve kendi yargılarına daha fazla güvendikleri,

2- Daha fazla araştırıcı ve bilgi toplamaya daha yatkın oldukları,

3- Sosyal etkinliklere katılma konusunda daha istekli ve aktif oldukları,

4- Daha yüksek başarma güdüsüne sahip oldukları, başarıya daha fazla önem verdikleri ve özellikle bilişsel etkinliklerde daha üstün olduklar,

5- Kendi davranışları için sorumluluk yüklenmeye daha eğilimli oldukları,

6- Sağlığını koruma konusunda (sigarayı bırakma, hastalıktan korunma, iyileşme vb.) daha başarılı oldukları,

7- Olumsuz olaylar karşısında daha az psikolojik çöküntüye uğradıkları tespit edilmiştir.

Diğer bir araştırmada içten denetimliler, dıştan denetimliler ile karşılaştırılmış ve farklılıklar belirtilmiştir. Buna göre, içten denetimliler;

1- Kendilerini daha olumlu değerlendirmektedirler,

2- Daha uyumlu davranış göstermektedirler,

3- Bir yabancı ile sözel etkileşimde bulunmak eğilimindedirler,

4- İşlerini daha fazla sevmektedirler,

5- Daha verimlidirler.

Denetim odağına ilişkin araştırma sonuçları, içten denetimli bireylerin dıştan denetimlilerle karşılaştırıldığında, içinde bulundukları durumlarda çevresel uyaran ve ipuçlarını daha iyi değerlendirdiklerini, çevreleri üzerinde daha etkili ve durumlarını düzeltme girişimi açısından daha etkin olduklarını, kendilerine daha fazla güvendiklerini ortaya koymaktadır.

Okul hayatında zayıf not alan öğrenci notun öğretmen tarafından verildiğini savunurken, notu alanın kendisi olduğunu aklına getirmez. Çalışmamasının nedenini eve misafirin gelmesi veya su ve elektrik kesintisi olduğu sıkça rastlanan bir durumdur. Kaybedenin kazananı "acemi şanslısı" olarak görmesi veya "çok ballı" olarak nitelemesi de benzer örneklerdendir.

Bu tip durumlarda "ben nerede hata yaptım", "bu hatadan nasıl ders alıp fırsatlar yakalayabilirim" gibi içebakış, içsorgu (otokritik), objektif kâr-zarar bilânçosu yapması her zaman daha faydalı olacaktır.

Şimdi kendinizle yüzleşmenin zamanıdır….

Dr. Muhammet ÖZTABAK

01.08.2013

Düşünce ve görüşlerin sözlü veya sözsüz olarak karşılıklı alışverişine, başka bir deyişle iki birim arasındaki birbirleriyle ilişkili mesaj alışverişine iletişim denmektedir. Bizim başkalarını başkalarının da bizi anlaması süreci olarak da tanımlanabilir. İletişimin; İletişimi başlatan (iletileri gönderen), İletiler (mesajlar, gönderilen içerik) ve İletileri alan (iletilerin hedefi) olarak üç temel unsuru bulunmaktadır (bu unsurlar farklı kaynaklarda ve kuramlarda farklı isimlerle ifade edilebilmektedir).

Sağlıklı bir iletişimde bu üç unsurun da temiz ve problemsiz olması gerektiği öngörülür. Mevlâna'nın "Ne kadar bilirsen bil, anlatabildiklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır" sözündeki iletilerin hedefinde veya Orhan Veli'nin şiirinde

"Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum" mısralarındaki gibi iletileri gönderenle ilgili problemler iletişimi sağlıksız yönde etkiler.

Kuşaklar arası çatışma veya kuşaklar arası iletişim problemleri yeni olgular değil. Bundan yüzyıllar öncesinde de yaşlılar gençlerin sorumsuzluk ve saygısızlıklarından şikâyet etmişler, gençler de yaşlıların geri kafalılığından ve kendilerini anlamamalarından yakınmışlardır. Bugün kendinden 20-30 yaş büyüğünü şikayet eden genç yarın aynı yaşa gelince kendi küçüğü tarafından şikayet edilecektir. Dün, bugün ve yarın bu tip tartışmalara şahit olmuş, oluyor ve olacaktır da.

Bugünün dünden farkı ise hızlı ekonomik, toplumsal ve teknolojik gelişmeler iki kuşak arasındaki yaş farkını azaltmış ve çatışmalar daha belirgin görülmektedir. İlk bakışta arkadaş ilişkileri, giyinme tarzı, eğlenme biçimi, parasal durumlar, müzik, yemek, akşamları dışarı çıkma isteği, büyüklere saygı biçimi gibi başlıkların kuşaklar arasında problem yarattığı görülmektedir. Bunun arkasında görev, sorumluluk, haklar, özgürlük, özerklik, gelenek ve görenek, ahlak anlayışı gibi değer yargılarının tanımlarının değişime uğraması (erozyona uğraması), toplumsal ve bireysel algılamaların, dünya görüşlerinin ve yaşam felsefelerinin değişmesi yatmaktadır.

İletişimsizliğin çözümü genç ile yetişkin arasındaki iletişimdeki mesajların doğru okunmasında saklıdır. Bunun için her iki tarafa da düşen görevler vardır. Yetişkinler; gençlerin içinde bulundukları ruh hallerini ve dönemsel özelliklerini göz önünde bulundurarak daha toleranslı olmalı, onlara karşı sert ve kırıcı olmamalı, gençle ilgili kararlarda fikrini almalı, örnek olmalı, destek ve yardımcı olmalı, önyargılı olmamalıdırlar.

Buna mukabil gençler de; büyüklerine danışmalı ve onların tecrübelerinden yararlanmalı, saygıda kusur etmemeli, içinde bulundukları dönemin kendilerini etkilediğini, her isteklerinin anında yerine gelemeyeceğini, başları zora düştüğünde yine ilk yardımlarına koşacakların büyükleri olduğunu bilmeleri gerekmektedir.

Esasında yetişkinler 'Ben de bir zamanlar onun yaşındaydım' dese, gençler de 'Ömür akıp gidiyor ben de bir gün onun yaşına geleceğim' diyerek kendilerini birbirlerinin yerine koysalar (buna şimdi empati diyorlar) sorunun büyük bir kısmı çözülmüş olacaktır. İnsanların birbirleriyle anlaşmalarının ilk şartı birbirlerini anlamaya niyetli olmalarıdır. Niyet gerçekten karşısındakini anlamaksa insan ona göre davranır ve anlamak için çaba gösterir. Niyet gerçekten meramını ifade etmekse (karşısındakini rakip veya düşman olarak görüp dikte etmek değilse) insan ona göre kendini zorlar ve anlatmak için elinden geleni yapar. Niyet gerçekten anlaşmaksa orta nokta er veya geç, kolay veya güç bulunur ve iş tatlıya bağlanır.

Her ne kadar dili farklı olsa da anlatılmak istenen durumun içeriği aynı olabilir. İşte size üç farklı neslin gencinin aynı durumu ifade ediş farklılıkları;

Yıl: 1977
"Karşıma aniden çıkınca ziyadesiyle şaşakaldım: nasıl bir edâ takınacağıma hüküm veremedim, âdeta vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı. Üstümü başımı toparladım, kendimden emin bir sesle 'akşam-ı şerifleriniz hayrolsun' dedim…"

Yıl: 1997
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım. Fena hâlde kal geldi yani. Ama bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim. Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'Selam' dedim…"

Yıl: 2007
"Âbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yâni. Oğlum bu iş bizi kasar dedim, fena göçeriz dedim, enjoy durumları yâni… Ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik… sarıl oğlum dedim, bu manita senin, 'Hav ar yu yavrum?'…"

Her üç nesil de anlaşmak isterlerse işin özünde buluşabilirler.

Anlayabilen, anlatabilen, anlaşabilenlerden olmak dileğiyle. Bilmem anlatabildim mi?!!!

Dr. Muhammet ÖZTABAK